Çağrı: Solingen yangınından yirmi yıl sonra: Affetmeyeceğiz, unutmayacağız! – Sorunun adı ırkҫılık!

Yürüyüș Solingen'de: 25. Mayıs 2013 saat 13te, Solingen Südpark (Bahnhof Solingen-Mitte)
Köln'de miting: saat 11:30 Hauptbahnhof Köln (Anzeigetafel Haupteingang)

http://solingen93.org/wp-content/uploads/2013/04/Solingen93-Plakat.jpg

29. Mayıs 1993 tarihinde dört genҫ adam Genç ailesinin evini ateşe verdi. Gürsün İnce, Hatice Genç, Gülistan Öztürk, Hülya Genç und Saime Genç yangında ve pencereden atlamaya ҫalıșırken hayatlarını kaybetti. Diğer aile üyeleri kısmen ağır yaralandılar.

Olaydan üҫ gün önce Federal Almanya Parlamentosu, Almanya’da sığınma bașvurusunda bulunmak isteyen mültecilerin Avrupa’ya giriș yaptıkları ülkelere iade edileceğine karar vererek temel bir hak olan ilticayı Almanya’da fiilen ortadan kaldırmıştı. Mayıs 2013‘te bu iki olayın yirminci yıldönümü yer alacaktır.

“Gemide yer kalmadı!“ –1990’ların başında ırkҫı kıșkırtmalar

Solingen faciasının failleri aniden ortaya ҫıkmamış, yoktan varolmamışlardır: Olaydan önceki aylarda medya “Gemide yer kalmadı!” sloganı altında halkı “yabancılar”a karşı kışkırtmış ve hayali bir “mülteci akını“ hakkında yalan yanlış haberler yayınlamıştır. 1980’lerin başından itibaren CDU partisi, sözümona “iltica suistimali”ne karşı önlemler talep etmekteydi. 90’ların başında iltica başvurularının artmasını fırsat bilen parti, birleşmiş Almanya toplumunda bu kampanyasının yerini sağlamlaştırmaya ҫalışmıştır.

Bu dönemde “Almanya Almanlar’ındır – Yabancılar dışarı!” söylemi sadece neonazilerin sloganı olmaktan ҫıkmıştır: Hoyerswerda ve Rostock-Lichtenhagen’da, mülteci ve göҫmen yurtlarına yapılan ve günler süren ırkҫı saldırılar esnasında mahalle sakinleri yanıcı madde fırlatan ayaktakımına alkışlarla tezahüratta bulunmuş, polis ve zabıta yer yer hiҫbir șey yapmadan olaylara seyirci kalmış yahut olay yerine hiҫ veya fazla geҫ gelmiştir.
Olayların siyasi sorumluları ise mağdurları korumak ve onları desteklemek yerine, suҫu onlara yüklemeye ҫalıșmıșlardır. Onlara göre mülteciler ve göҫmenler sadece (tahrik edici) varlıklarıyla bile saldırılara sebebiyet vermekteydiler.

Rostock olaylarından sadece birkaҫ gün sonra dönemin Meclenburg-Vorpommern Eyâlet Bașkanı Bernd Seite (CDU) șöyle konușmuștur: “Son günlerde yașananlar aҫıkҫa gösteriyor ki, İltica Kanunu’nun ikmali aciliyet kazanmıştır, ҫünkü halk dizginlenemeyen mülteci akını ile nasıl başa ҫıkacağını bilememektedir.”

Hoyerswerda ve Rostock-Lichtenhagen’da yaşananlar istisna değildirler. Sadece 1992 yılında yaklaşık iki bin ırkҫı saldırı ve taciz kaydedilmiştir. Sadece o sene on yedi insan neonaziler tarafından öldürülmüştür.

1993: İltica hakkının fiilen kaldırılması

Bu sağcı şiddet fırtınası sonucu 1992 Aralığında sonunda muhalefet partisi SPD de iltica konusunda bir uzlaşmaya varılmasını uygun görmüş ve 26. Mayıs 1993 tarihinde Parlamento’da Anayasa’nın 16. Maddesi’nin değiştirilmesi kararlaştırılmıştır: Kararlaştırılan “üҫüncü ülke düzenlemesi” adlı ҫözüm dahilinde, sığınma hakkı artık başka bir Avrupa ülkesi veya sözde “güvenli“ bir üҫüncü ülke üzerinden Avrupa Birliği’ne giren insanlar iҫin geҫerli değildi. Temel bir hak olan iltica hakkı böylece fiilen yok edilmiştir. Üҫ gün sonra Genç ailesinin evi kundaklanmıştır.

Alman Anayasayı Koruma Dairesi ve Solingen Failleri

Hüküm giyen Solingen failleri 16 ve 23 yaşları arasındaydı ve tanınmış veya lider konumunda neonaziler olmaktan uzak, aşırı sağcı hareketin önemsiz figüranlarındandılar. Aralarından bazıları saldırıyı gerҫekleştireceklerini bilmiyordu bile, görünüşe göre karar oldukҫa ani bir şekilde alınmıştı. Kişisel ırkҫı görüşleri, “iltica meselesi” tarafından şekillendirilmiş toplumsal bir atmosfer, “yabancılara karşı bir şeyler yapma” motivasyonu, alkol ile bulunan cesaret ve somut bir planı olan bir arkadaş… Tüm bunlar ölümcül bir karışımın unsurları olmuşlardır.

Resmi bildirilerin aksine Solingen’de de organize aşırı sağcı ҫeteler mevcuttu ve faillerle tanışıyorlardı. Aralarından üҫü, Solingen Alman Profesyonel Dövüş Sporları Derneği DHKKV’nin, Bernd Schmitt tarafından yürütülen dövüş sanatı antrenmanlarına devam ediyordu. Bu kursun katılımcılarının büyük bir kısmı organize neonazilerden oluşuyordu. 1992 sonu yasaklanan “Nasyonalist Cephe” (NF) partisinin başkanı Meinolf Schönborn’un inisiyatifiyle Schmitt, burada neonazileri parti koruması olarak ve siyasi muhaliflerle ҫatışmalarda kullanmak üzere eğitimden geҫiriyordu. Schönborn’un amacı, “ulusal bir saldırı komutası” iҫin savaşҫılar yetiştirmekti. Zaman zaman başka aşırı sağcı gruplar da bu dövüş okulu ile ilgileniyordu. Mesela „Die Republikaner“ partisi de savaş gücü yüksek bir birlik kurmak istiyordu. Siyasi aktivitelerini gözden ırak bir şekilde sürdüren Schmitt, aşırı sağcı hareketle haşır neşir olmaktan ҫekinmiyordu ve yaptığı anlaşmalar ona mali aҫıdan da kazanҫ sağlıyordu: Zaten Anayasayı Koruma Dairesi iҫin maaşlı muhbir olarak ҫalışıyordu ve böylece devlete, DHKKV’de aşırı sağcı ortamlarla ilgili edindiği bilgileri satıyordu. Yani Solingen’in neonazileri bu dairenin gözleri önünde ve kendi muhbirinin enerjik girişimleri sayesinde buluşup kaynaşıyor ve “savaşҫı” eğitimi alıyorlardı. Ve Solingen’li genҫler onlarla beraber idman yapıyordu…

2012: Alman Anayasayı Koruma Dairesi ve “Nasyonal Sosyalist Yeraltı” örgütü

Solingen faciasından önceki ve sonraki gelişmelere bakıldığında, Anayasayı Koruma Dairesinin metotlarının ve hatta varlığının, Alman orta ve üst tabakalarında kısmen de olsa sorgulanmaya başlanmasının neden bir yirmi yıl daha sürdüğü sorusu öne ҫıkmaktadır. Kasım 2011’den itibaren aşırı sağcı terör örgütü “Nasyonal Sosyalist Yeraltı”’nın (NSU) üyeleri ve destekleyicilerine karşı soruşturmalar yürütülüyor. Bu soruşturmalar esnasında neredeyse her gün bu dairenin meseleye ne kadar karıştığı hakkında yeni bulgular ortaya ҫıkıyor. Kesin olarak bildiklerimiz şunlar ki, Uwe Böhnhardt, Uwe Mundlos ve Beate Zschäpe’den oluşan NSU örgütü en az dokuz kişiyi ırkҫı sebeplerden dolayı vurmuş, Köln’de gerҫekleştirdikleri iki saldırıda birҫok insanın yaralanmasına sebebiyet vermiş, Heilbronn’da bir kadın polisi öldürmüş ve mesai arkadaşını ağır bir şekilde yaralamışlardır.

NSU yıllar boyunca rahatҫa ırkҫı görüşlerine uymayan insanların canını alabilmiştir. Araştırma ekipleri, cinayetlerin ardında ırkҫı bir motivasyonun olabileceği olasılığını hiҫbir zaman ciddi bir şekilde değerlendirmemişlerdir. Aksine mağdurlar suҫlulaştırılmış ve tek yönlü bir şekilde sadece göҫmen ҫevrelerinde araştırmalar sürdürülmüştür. Cinayetleri ҫözmekle görevlendirilen komisyona, herhalde faillerin sadece Türk olabileceği varsayımına dayanarak “Boğaziҫi özel komisyonu” adı verilmiştir. Medya da saldırıları alaycı bir şekilde “döner cinayetleri” olarak adlandırarak mağdurları kötülemek adına elinden geleni ardına koymamıştır. Bir nazi terör örgütünün varlığı söz konusu bile olamazdı. Araştırmalar süresince, NSU üҫlüsünün yakın ҫevresinden insanların, yıllar boyunca Alman devleti tarafından muhbir olarak tutulduğu ve paralarının devlet tarafından ödendiği ortaya ҫıkmıştır.

Anayasayı Koruma Dairesi’nin bu olaylara ne kadar bulaştığı asla tam olarak aҫıklık kazanamayacak ҫünkü dosyalar dolusu kanıt yokedilmiştir. Solingen saldırısı ve NSU cinayetleri, Anayasayı Koruma Dairesi’nin sağcı entrikaları bastırmaya ve insan hayatını kurtarmaya niyeti olmadığını ve hatta bunun görev tanımında yer almadığını aҫıkҫa gösteren örneklerden sadece iki tanesidir.

Tam aksine, nazi ҫevrelerinden maaşlı muhbirlerin görevlendirilmesi vasıtasıyla bu ҫevreler doğrudan daha da güҫlendirilmektedir. Dolaylı olarak ise istihbahrat teşkilatlarında “anayasaya aykırı” olarak geҫen antifaşist ve ırkҫılık karşıtı kurumların yoluna taş koyularak bu ҫevrelerin işi kolaylaştırılmaktadır. Anayasayı Koruma Dairesi bugüne kadar kontrol edilemiyor ve acilen kaldırılması gerekmektedir.

Irkҫılık ve neofaşizme karşı verilen mücadelede herkese görev düşmektedir

Almanya’da insanların ırkҫı ayrımcılığa maruz kalması, herkesi ilgilendiren ve hepimizin karşı ҫıkması gereken bir durumdur. Bu ülkedeki göҫmen politikası, seyahat kısıtlanması Residenzpflicht, ҫalışma yasağı veya sınırdışı hapishaneleri ile göҫmenleri ve mültecileri sosyal olarak izole edip dışlamaktadır. Almanya sınırdışı politikası bugüne kadar ҫok sayıda insanın ölümüne sebep olmuştur: sınırdışı hapishanelerinde, uҫaklarda veya sözde güvenli olan “anavatan”larda. Kurumsal ırkҫılık ve neonazi saldırıları aynı problemin iki farklı yansımasıdır – ve en kötü ihtimalle bir arada karşımıza ҫıkarlar.

Toplumda yerleşmiş ırkҫılık da mücedele edilmesi gereken başka bir unsurdur. Friedrich Ebert Vakfı’nın Kasım 2012’de yayınlanan bir araştırmasına göre Almanlar’ın yüzde dokuzu “aşırı sağcı görüşlere” inanıyor. Sadece yüzde 35,6 ise “Federal Almanya Cumhuriyeti yüksek yabancı sayısı yüzünden yabancılaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır” tezini tümüyle veya ekseriyetle reddediyor. Bu durumda, şu anda birҫok şehirdeki sözde “mülteci akınları” karşısında “Alman halkının iҫinin kabarması” ve “normal” insanların Romanlar’ın kabul edilmesine karşı, Essen’da olduğu gibi, ellerinde mumlarla protesto gösterileri yapmaları şaşırtıcı değildir.

Böylece mesela İҫişleri Bakanı Hans-Peter Friedrich’in Sırbistan ve Makedonya’dan gelen insanların iltica başvurularını, Alman iltica kriterlerine uymadıkları bahanesiyle “kabul edilemez” olarak tanımlaması haklı ҫıkarılmaktadır: “Bu durum sistemimizin kullanılması anlamına gelir ve bence bu bir suistimaldir.” Medya, mesela „Spiegel TV“ programı, Romanlar’ın Duisburg-Hochfeld’e yerleştirilmesi konusunda şu haberi vermiştir: “Romanya ve Bulgaristan’dan gelen göҫmenler, semtleri sosyal olağanüstü hal bölgelerine ҫeviriyorlar”. Görünüşe göre Solingen cinayetlerinden yirmi yıl sonra, iltica hakkının kaldırılmasından yirmi yıl sonra (neredeyse) herkes aynı fikirde: Sorun Romanlar’da, öyleyse gitmeleri gerek.

90’lı yıllardaki kundaklama olaylarını korku ile hatırlayanlar, NSU cinayetlerinden dehşet duyanlar ve her gün karşılaşılan ırkҫılık karşısında midesi bulananlar: Gün bizim günümüzdür!

  • Irkҫılık mağdurları ile dayanışma!
  • Mültecileri, istedikleri yerde yaşama hakkı iҫin verdikleri mücadelede destekleyelim! Sınırlar kaldırılsın!
  • Aşırı sağcılıkla mücadeleyi düzenleyen ırkҫılık ve faşizm karşıtı kurumları destekleyelim!
  • Anayasayı Koruma Dairesi kaldırılsın ve sağcı örgütler iҫin her türlü devlet desteği hemen durdurulsun!
  • Sorunun adı ırkҫılık! Her zaman ve her yerde mücadele.

Infolar: solingen93.org